Şarkı Nasıl Yazılır? Fikirden Tamamlanmış Şarkıya
Şarkı yazıyorsan, yazamıyorsan, acaba yazabilir miyim diyorsan, başlayıp da bir türlü bitiremiyorsan, doğru yerdesin.
01 Neden şarkı yazıyoruz ki? Derdimiz ne?
Derdimiz kendimizi ifade etmek. Bazı şeyler konuşarak ifade edilemez. O zaman kimi şiir yazar, kimi halı dokur, kimi yemek yapar. İşte biz de şarkı yazarak içimizde olanı dışa vurmaya çalışıyoruz.
Bunun doğal bir sonucu olarak da şarkılarımızın duyulmasını, dinlenmesini istiyoruz. Bu istek beraberinde derin bir korkuyu getiriyor: Ya dinlemezlerse? Ya dinleyip anlamazlarsa? Ya anlayıp beğenmezlerse? İşte şarkı yazmanın varoluşsal ikilemi.
02 Bu varoluşsal ikilemin bir çıkış yolu var mı?
Var elbette. O da şunun farkına varmak: ya anlamazlarsa diye korkup konuşmaktan vazgeçmek ne kadar saçmaysa, şarkı yazmaktan çekinmek de aynı derecede saçma. Gerçek şu ki hayatın boyunca seni gerçekten anlayan kişi sayısı muhtemelen bir elin parmaklarını geçmeyecek. Bu şarkı yazsan da, yazmasan da böyle. Şarkı yazarsan en azından bu anlaşılmama halini sanatsal boyutta gerçekleştirmiş olacaksın.
Bir de işin gurur okşayıcı yanı var: Hani bazen bir şarkı duyarsın, “bak işte tam da beni anlatıyor” dersin, o şarkıyı yazanı hiç tanımasan bile onunla derin bir bağ kurduğunu hissedersin ya? Aynı şekilde, senin şarkını dinleyen bin kişiden biri -muhtemelen hiç görmeyeceğin, tanımayacağın biri- şarkında anlattığın şeyi öyle iyi anlayacak, öyle derinden hissedecek ki, o kişiyle aranda derin bir bağ kurulacak.
Bu işin metafizik boyutu. Alternatif olarak şunu da düşünebilirsin: şarkını dinleyip beğenmeyenler onu (ve seni) on dakika sonra unutacaklar. Dinleyip beğenen birkaç kişi için ise şarkın (ve sen) ölümsüz olacak(sın).
03 Ben hiç nota falan bilmiyorum. Yine de şarkı yazabilir miyim?
Nasıl ki dilbilgisi ve edebiyat eğitimi almadan konuşabilen -ve çok iyi konuşabilen- pek çok insan varsa, müzik teorisi bilmeden de şarkı yazabilen -hem de çok iyi yazabilen- pek çok insan var. Ama bilmemek ayıp değil, öğrenmemek ayıp, hele ki bilgiye erişimin bu kadar kolay olduğu bir çağda.
Müzik teorisi bilmek her şeyi kolaylaştırır.
04 Tam tersini söyleyenler de var. Fazla bilmek insanın yaratıcılığını öldürmez mi?
Hayır. Ve bu konu tartışmaya kapalı.
05 Peki, şarkı nasıl yazılır? İlham gelmesi gerekiyor değil mi?
Şart değil. Şarkı yazmak öğrenilebilen ve geliştirilebilen bir beceri. Beste yapmak, şarkı yazmak denince çoğu insanın kafasında şöyle bir imaj beliriyor: besteci, piyanonun başına oturmuş, ilhamla sular seller gibi akan notaları kayda geçirip eserini ortaya çıkarıyor.
Gerçek hayatta süreç böyle yürümüyor. İlham diye adlandırdığımız kıvılcım, şarkının belki % 10’unu meydana getiriyor. Gerisi çalışarak tamamlanıyor. Bu da öğrenilebilen bir şey.
06 Nasıl yazılıyor o zaman?
Sen nasıl istersen öyle yazılıyor. Her şeyi şarkıya dönüştürebilirsin. Dışarıda duyduğun rastgele bir ses (Domates Biber Patlıcan), duşta aklına gelen bir melodi (buna örnek vermesem daha iyi), başka bir şarkıda duyup beğendiğin bir akor dizilimi, mutfak masasını perküsyon olarak kullanırken keşfettiğin bir ritm, kedine olan sevgin… Bunların hepsi harika birer şarkı malzemesi.
Bu ilk fikir (biz ona cevher diyelim) genellikle şarkının en can alıcı yeri olmaya aday (ona da nakarat diyelim). Nakarat genellikle şarkının ortalarına doğru kendini gösterir. Ondan önce ve ondan sonra ne geleceğini kurgulamamız gerekir.
Örneğin, diyelim ki sokaktan gelen “domates biber patlıcan” anonsu dikkatimizi çekti ve bunun ilginç bir şarkı konusu olabileceğine karar verdik. Aslında çokça duyulan, sıradan diyebileceğimiz bir ses bu. Hangi durumda ilginç hale gelebilir? Tam sevdiğimize açılacakken, ilan-ı aşk edecekken. İşte nakaratımızı bulduk.
Peki ondan önce ne gelebilir? O noktaya nasıl geldiğimizi anlatabiliriz. Daha önce sevdiğimize bir türlü açılamadığımızı, doğru zamanı kolladığımızı anlatabiliriz. O da şarkımızın verse/söz/kıta bölümü olabilir.
Peki nakarattan sonra ne olabilir? İlan-ı aşk hedefimize başarıyla ulaşamamış olmanın sonucunda sevdiğimizi kaybetmek, bunun verdiği hüzün. Eh işte bu da ikinci verse bölümü.
Sokaktan gelen sıradan bir sesi ölümsüz bir şarkıya dönüştüren Barış Manço’ya selam olsun.
07 O halde şarkının bir şekli olması gerekiyor değil mi?
Gerekiyor. Ama burada “şekil” deyince gözünün önüne cetvelle çizilmiş bir plan gelmesin. Şarkı formu, dinleyicinin müzik içinde nerede olduğunu anlamasını sağlayan bir tür harita. En basit haliyle:
Söz (verse) → Nakarat (chorus) → Söz → Nakarat → Köprü (bridge) → Nakarat
Bu sadece bir örnek. Nakaratla başlayabilirsin. Köprü hiç kullanmayabilirsin. İki tane verse yazabilirsin. Şarkının sonunda yeni bir bölüm ortaya çıkarabilirsin. Hatta bütün bunları unutup bambaşka bir şey yapabilirsin. Önemli olan formül değil, müzikal fikirlerin birbiriyle nasıl ilişki kurduğu.
Verse bize hikâyeyi anlatabilir. Nakarat ana fikri öne çıkarabilir. Köprü ise daha önce söylemediğimiz bir şeyi söyleyebilir.
Bunu bir film gibi düşün. Filmin her sahnesinin aynı duyguyu vermesini istemeyiz. Bir yerde merak ederiz, bir yerde rahatlarız, bir yerde geriliriz, bir yerde güleriz.
Şarkıda da benzer bir hareket var. Dinleyiciye sürekli aynı şeyi vermek sıkıcı olur. Ama sürekli yeni bir şey vermek de yorucu olur. İyi bir şarkı genellikle tanıdık olanla yeni olan arasında bir denge kurar.
08 Peki ya şarkı sözleri?
Şarkı sözü yazmak, şiir yazmakla aynı şey değil. Şiirde harika gidecek bir mısra, şarkının içinde işe yaramayabilir. Aynı şekilde günlük hayatta son derece sıradan görünen bir cümle, doğru melodi ve doğru akorlarla müthiş bir şeye dönüşebilir.
Şarkı sözü yazarken “ne anlatmak istiyorum?” sorusundan önce “ne hissettirmek istiyorum?” sorusunu sormak daha faydalı.
Sen “ayrıldığım için üzgünüm” dersin, dinleyici kendi ayrılığını hatırlar. Sen “annemi özlüyorum” dersin, o belki kendi annesini, belki babasını, belki çocukluğunu düşünür. İşte şarkının az önce sözünü ettiğimiz metafizik tarafı burada yeniden ortaya çıkar: Şarkı senin deneyiminden çıkar ama dinleyicinin deneyimine yerleşir.
09 Benim şarkı yazma girişimlerim oluyor aslında, ama bir türlü tamamlayamıyorum. Neden?
Bu çok yaygın karşılaşılan bir durum. Bir fikir geliyor. Bir nakarat yazıyorsun. Sonra başka bir fikir geliyor. Yeni bir şarkıya başlıyorsun. Sonra o da yarım kalıyor. Bir süre sonra bilgisayarda “Yeni Şarkı 17”, “Yeni Şarkı 23”, “Yeni Şarkı Final”, “Yeni Şarkı Final 2” gibi dosyalar birikmeye başlıyor.
Mesele ilk anda mükemmel şarkıyı yazmaya çalışmak yerine, başladığın şarkıyı tamamlamayı öğrenmek. Çünkü tamamlanmış bir şarkı sana çok şey öğretebilir. Yarım kalmış mükemmel bir şarkı ise pek bir şey öğretemez.
Bu yüzden ilk versiyonu bitir. Sonra dinle. Sonra düzelt. Sonra gerekiyorsa tekrar yaz. Ama orijinal halini sakla. Çünkü bir şarkının ilk halini kaybetmek, sadece bir dosyayı kaybetmek değildir. Kendi gelişimini de takip edebileceğin bir referansı kaybetmiş olursun.
10 Şarkı yazmak = tekrar tekrar yazmak
İlk aklına gelen fikrin mutlaka en iyi fikir olması gerekmiyor. İlk fikir bizim cevherimiz olabilir ama cevherin mücevhere dönüşmesi biraz zaman alır. Melodi, sözler, akorlar, form, bunların hepsi değişebilir. Bazen şarkıyı yazarken başladığımız yerden çok başka bir yere varırız. Bu başarısızlık değildir. Şarkı yazmak zaten biraz da nereye varacağını bilmeden yola çıkmaktır.
11 Peki bu işten para kazanabilir miyim?
Evet. Ama şarkı yazmanın iki farklı tarafını birbirine karıştırmamak gerekiyor. Birincisi şarkı yazmak. İkincisi şarkının bir ürüne dönüşmesi.
Şarkıyı yazmak, kaydetmek, yayınlamak, tanıtmak, telif haklarını yönetmek, platformlarda yer almak, dinleyici bulmak… Bunların hepsi ayrı konular.
Ve bunların hepsini aynı anda öğrenmeye çalışmak, daha ilk şarkını yazmadan insanın gözünü korkutabilir.
O yüzden önce şarkıyı yaz. Sonra onu kaydet. Sonra yayınla. Sonra bir sonraki şarkıyı yaz. İşin ticari tarafını da zaman içinde öğrenirsin.
Sonuçta müzik sektöründe kariyer yapmak isteyen herkesin aynı anda hem besteci, hem söz yazarı, hem prodüktör, hem kayıt mühendisi, hem pazarlamacı, hem muhasebeci olması gerekmiyor. Gerçi günümüzde bazen öyleymiş gibi hissettiriyor. Ama adım adım ilerlemek en iyisi.
12 Yapay zekâ şarkı yazmayı değiştirecek mi?
Değiştirdi bile. Yapay zekâ artık fikir üretmekten söz yazmaya, akor önermekten aranjman fikirleri geliştirmeye kadar müzik üretiminin pek çok aşamasında kullanılıyor.
Ama burada da temel soru şu: Sen ne söylemek istiyorsun? Yapay zekâ sana bin tane fikir verebilir. Ama hangisinin sana ait olduğunu, hangisinin seni heyecanlandırdığını, hangisini geliştirmek istediğini sen seçersin. Bu yüzden yapay zekâyı şarkı yazmanın yerine koymak yerine, onu bir araç olarak düşünmek daha anlamlı.
Bazen sana fikir verebilir. Bazen tıkandığın yerde alternatifler sunabilir. Bazen de kafandaki şeyi daha hızlı hayata geçirmeni sağlayabilir.
Ama cevheri hâlâ sen seçiyorsun.
Geçmişte olduğu gibi gelecekte de şarkı yazma alanındaki en önemli becerilerden biri, iyi fikirleri (cevherleri) tanıyabilmek olmaya devam edecek.
13 Başa dönecek olursak, şarkı nasıl yazılıyor?
Bir yerden başlayarak.
Bir fikir buluyorsun. Onu biraz kurcalıyorsun. Bir melodiye, bir ritme, bir söze, bir akor dizisine veya bunların herhangi bir kombinasyonuna dönüştürüyorsun.
Sonra etrafına bir şarkı kuruyorsun. Bölümlerini belirliyorsun. Eksiklerini tamamlıyorsun. Gereksiz yerleri atıyorsun. Tekrar tekrar dinliyorsun. Düzeltiyorsun.
Ve en önemlisi: Bitiriyorsun.
Çünkü dünyada senin şarkından önce yazılmış milyonlarca şarkı var. Muhtemelen bundan sonra da milyonlarca şarkı yazılacak. Ama henüz senin yazacağın şarkı yok.
Belki çok iyi olacak. Belki berbat olacak. Belki kimse dinlemeyecek. Belki binlerce insan dinleyecek. Bunların hiçbirini şu anda bilmiyoruz.
Ama sen şarkını hiç yazmazsan, kesin olan tek bir şey var: O şarkı hiç var olmayacak.
O yüzden yaz. Ve tamamla.
14 Peki şimdi ne yapmalı?
Eğer bu yazıyı okurken içinden “Ben de şarkı yazmak istiyorum ama nereden başlayacağımı bilmiyorum” diyorsan, aslında ihtiyacın olan şey biraz yol haritası, biraz bilgi ve biraz da pratik.
Müziğin temelini öğrenmek, fikirlerini geliştirmek ve müzik üretme sürecini adım adım keşfetmek istiyorsan, Müzik Üretenler Akademisi’nde Donanımlı Müzisyen Sertifika Programı (DMSP) bunun için tasarlandı. Nereden başlayacağını bilmiyorsan özellikle iyi bir başlangıç noktası.
Eğer zaten müzik üretiyor, besteler yapıyorsan ve elinde başlayıp bir türlü tamamlayamadığın şarkılar varsa, Beste Tamamlama Atölyesi (BTA) sana daha doğrudan hitap edebilir. Burada amaç sadece yeni bir şarkı yazmak değil; elindeki fikri geliştirip düzenlemek, kaydetmek, mikslemek, masterlamak ve sonunda gerçekten tamamlanmış bir esere dönüştürmek.
Yani henüz “Ben müzikten pek anlamıyorum ama şarkı yazmak istiyorum” diyorsan DMSP ile başlayabilirsin. “Ben zaten müzik yapıyorum, sadece şu şarkıları bir türlü bitiremiyorum” diyorsan BTA’ya bakabilirsin.
Hangisinde olursan ol, önemli olan bir yerden başlamak. Çünkü henüz yazmadığın şarkının nasıl olacağını hiçbirimiz bilmiyoruz. Onu öğrenmenin tek yolu onu yazmaya başlamak.
