Merhaba

...
Cevapla
zazoga
Mesajlar: 10
Kayıt: 16 Oca 2025 01:16

Merhaba

Mesaj gönderen zazoga »

Ediz ben,
Girişimden de anlaşılacağı gibi tersten anlatmayı seviyorum. Müzik ile ilgili alakam gençliğime dayanıyor. Sanat gibi genel baktığımızda aslında ilk olarak müzik ile ilgilenmedim. Karakalem çizimlerim iyiydi, çok aktif sosyal bir çocukluk geçirmedim, hiçbir zaman yaramaz bir çocukta olmadım. Daha çok sosyalleşmeyen bir çocuktum. Uzun bir balkonumuz vardı oraya atılan kilim üzerine uzanıp sürekli çizim yapardım. Sonralarda bu çizimlerim yakın bir arkadaşımın etkilenmesi ona bir iki şey göstermem ve onun grafiker olmasını sağladı.

Bu yönümle teyzeme benzetilirdim, oda geniş bir aile de yaşarken evin tüm resim ödevleri ileri yaşlarda da çocuklarının da tüm resim ödevlerini o yaparmış, buradan yatkınlığı olduğu ve severek yaptığını anlayabiliyorum. Anneannem de terzi idi, annemde ona stilistlik yapmak gibi, kıyafetler çizermiş. Müzikle teyzem üzerinden Stevie Wonder ın I just call parçası ile 2,5 yaşında tanıştım. Parçada beni kucağına alıp dans ederdi :) Aradan birkaç yıl geçtikten sonra, babam görevi dolayısıyla bir süre Amerika da yaşamıştı ve oradan bir arkadaşı bizi ziyarete gelmişti. Gelirken yanında (aslında ablam için) 2 kaset ve bir walkman getirmiş hediye. Kasetlerden biri, Kenny Rogers albümü, diğeri ise Tchaikovsky nin albümü idi. Ben bu iki albümü dinlemeden duramadım, iki albümü de saatlerce hiç durmadan döndürüp dinledim (Yıllar sonra youtube da Kenny Rogers parçaları yok diye o albümden bir iki parça paylaşıp telifte yedim :) )

İleriki yıllarda daha sosyal bir insan haline geldim, fakat walkman siz yaşayamaz halde idim, sürekli yeni şeyler dinleyip bunları kaydederek pek çok kaset oluşturmuştum dinlemek için. O zamanlarda (internet henüz aktif değilken) bir pasaja gider, istediğim yabancı albümü söyler onun kopyasını yaptırıp dinlerdim.

Lise yıllarında arkadaşlar studio ya giderken onlara vokal yapmak için onlara katılırdım. Konservatuar mezunu bir abim denemişti beni sonra neden konservatuar ı istemediğimi sordu, bende insanların istediklerini yapmaları için aile desteğine ihtiyaç duyduklarını ve bunlar olmadan hayatı idame ettirebilmek adına, para kazanılmak zorunda olduğunu anlattım. Neyse ki çok sevdiğim ikinci bir şey vardı, yazılım, dönem öyle ki bana neden yazılımcı olmak istiyorsun o işin geleceği olmaz diyorlar, düşünün.. :) Keyif aldığım iki şeyi de yaparken (müzik ve yazılım) ikisi de eşit biçimde vaktimi alıyordu, ikisini de yapmak istiyorsam hiç uyumamalıydım, dolayısıyla tercih yaptım ve maddi olarak daha güvenilir olduğuna inandığım yazılım ı seçtim.

Yine de keyf olarak müzik yapıyordum, ilk bir müzik albüm yapmıştım, kaybettim. Sonrasında çalışırken yaptığım ikinci çalışma albümü de kaybettim. Bunu çok umursamıyordum, çünkü aynı şekilde yazılım kodlarını da o zamanlar bugün olduğu gibi web de yedekleme olayları olmadığı için kaybediyordum, fakat hepsi kafamın içinde yine otursam bu kez daha iyisini yapacağımı biliyordum.

Keyfi aralarda müzik yaparken, uzun bir ara uzaklaştım herşeyden (bunu zaman ve hayatı kabul etmek diye düşünebiliriz) Yıllar sonra bir arkadaşım ziyarete geldi yanında bir dj set getirmişti ve benden, bunu nasıl daha iyi kullanabileceğini istedi. Cihazı tanımıyordum bıraktı bana bir süre, o süre zarfında cihazı anlayabilmek ve neler yapabildiğini görebilmek adına eski programlarımı (finale, acid, soundforce vs) ve torrent ten pek çok hazır ses kaynağı indirdim. Aleti anlamaya çalışırken istem dışı yeni birşeyler üretmeye başladım. Yeni yapmış olduğum hazır sesler ile düzenlemeler sevilmişti ben ve çevrem tarafından, içimde yok olduğunu düşündüğüm küçük kıvılcımı uyandırmıştı tekrar arkadaşım, fakat bu artık bana haz vermiyordu.

Kendim yapmak istiyordum he notası her noktası ile yangın başlıyordu artık ve durmak isteyemedim. Bir midi klavye aldım, yanında pek çok ek geldiği için NI yi tercih etmiştim. Durum müziklerini hep çok sevmişimdir, yani hep yapmayı sevdim hikayeyi sadece müzik ile anlatmayı. Bu bana dinleyiciye filmi izlettirmeden kitap vermek ve kafasındakileri kendisine bırakmak gibi geliyordu. Ön planda olmayı hayatımın hiçbir alanında sevmeyen bir insanım, dolayısıyla her ne yapıyorsam, geri planda olmak güzel. Yeni birşeyler yapıyordum, artık bunları yaparken klavyemin özelliklerinde de faydalanıyordum. Fakat yine istediğim gibi değildi, daha fazlasını istiyordum. Öğrenmek için belirli yollar ararken o sıralarda üye olduğum bir platformda Doruk hocanın bir dersine rast geldim. Hiçbirşey bilmeden müzik yapabilirsiniz gibi bir başlık atmıştı. Birşeyler biliyordum (notalar porte vs.) fakat bilgimin sağlam olduğuna da inanmayışımdan (cubase o güne kadar çok itici gelsede), bu dersi izledim. Dersin sonunda dersten anladıklarımı denemek amaçlı cubase de, Belly of the Hill adını verdiğim, https://www.youtube.com/watch?v=o25T32Ms_XQ parçayı yapmıştım. Sonrasında hocaya teşekkür eden bir mail atmıştım. O da çok samimi hissettiğim bir dönüş yapmıştı (mail cevabı gelince evde ben zıp zıp :) ), sağolsun..

Sonrası cubase satın aldım, udemy den bir haber ben .) , oradan online dersler aldım, sonrasında da Doruk hocanın superpeer daki derslerine katıldım. Zazoga adı altında, elimden geldiğince yapabildiğim müzikleri yayınlıyorum. Arada belirttiğim gibi, durum müziklerini yapmayı seviyorum. Buna ister ambient diyelim ister epic ister newage ben türe çok takmıyorum. Hikaye veya anı anlatmaya çalışıyorum.

https://www.youtube.com/@zazoga
https://soundcloud.com/zazoga
https://open.spotify.com/intl-tr/artist ... ZyCNjrjali

yeni müzikler yapabildikçe bu kanallardan yayınlıyorum.
Cevapla